Sosyal Politikalara Yeni Meydan Okumalar - İLKE Analiz

Sosyal Politikalara Yeni Meydan Okumalar

Mehmet Fatih Aysan

21. yüzyılın başında dünyamız başta sosyal, politik ve ekonomik olmak üzere birçok meydan okumayla yüzleşmek zorunda kalmıştır. Siyasi sisteme duyulan inancın zayıflaması, toplumsal güvensizlik, ekonomik güvencesizlik ve toplumsal dönüşümün getirdiği sosyal normlardaki zayıflama, risk toplumunu da beraberinde getirmiştir. Bu süreçte bir taraftan ulus devletlerin sosyal refah dağıtma vaadi sorgulanırken, bir taraftan da değişimin yansıması olarak bireyler sosyal politikalara daha da bağımlı hale gelmektedirler. Bu hızlı dönüşümler çerçevesinde refah devletinin “krizi” ve sosyal politikaların geleceği 1990’lardan itibaren birçok sanayileşmiş refah toplumunda daha sık tartışılmaktadır. Türkiye’de ise bu makro değişimler çerçevesinde sosyal politikaların önündeki riskler ve fırsatlar şimdiye kadar yeteri kadar tartışılmamıştır.

Türkiye’nin refah rejimini ve dolayısıyla sosyal politikaları derinden etkileyen ve önümüzdeki yıllarda daha da fazla etkilemesi düşünülen çoğu zaman birbiriyle bağlantılı altı temel değişim vardır: Toplumsal değişimler, demografik dönüşüm, ekonomik riskler, göç hareketleri, çevre sorunları ve hastalıklar, popülizm ve kayırmacılıktır. Türkiye ve birçok ülkenin yüzleşmek zorunda olduğu makro ölçekteki bu değişimleri doğru analiz edip uzun vadeli cevaplar üretmek refah rejiminin devamı ve sosyal politikaların sürdürülebilirliği açısından oldukça kritiktir.

Refah devletinin kurumsallaştığı 20. yüzyılın ikinci yarısında daha durağan bir toplum yapısı varken zaman içerisinde, özellikle 2000’li yıllarda, toplumsal değişimin ivmesi hız kazanmıştır. Bu toplumsal değişmeler içinde, refahın dağıtımı ve sosyal politikalar açısından en önemlilerinden biri kadının toplumsal rolü ve aile yapısındaki değişimlerdir. Değişimlerin doğru tahlil edilmesi ve değişen aile yapısı ve cinsiyet rollerini dikkate alan sosyal politikalar oluşturulmalıdır. Sosyal ve ekonomik nedenlerle düşen doğurganlık hızı toplam nüfus içinde genç yaştakilerin oranının azalmasına neden olmuştur. Sağlık sistemindeki gelişmeler ve yeni tedavi imkânları ise insanların çok daha uzun yıllar yaşamasına ve yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payının artmasına neden olmuştur. Yaşlanan toplumun artan sağlık ve bakım ihtiyacı kadar ekonomik büyümenin de yavaşlaması kaçınılmazdır. Demografik dönüşümün etkileri bu yönden sosyal politikaları doğrudan etkilemekte olup bu gerçeğe uygun sağlık, sosyal hizmet, sosyal güvenlik ve istihdam politikaları geliştirilmelidir.

Özellikle 1980’lerden sonra küreselleşme ile birlikte üretim, hızla gelişmekte olan ülkelere kaymıştır. Ekonomik büyümenin yavaşlaması her geçen gün artan sosyal eşitlik taleplerine cevap vermeyi ve artan sosyal harcamaların finansmanını zorlaştırmaktadır. Değişen ekonomik şartlar ve artan riskler dikkate alınarak daha rekabetçi bir istihdam yapısı oluşturulmalıdır.

Türkiye’ye gelen göçmenler incelendiğinde, son 20 yılda önemli bir artış olduğu söylenebilir. Göç, her ne kadar Türkiye’nin toplumsal yapısını zenginleştirip yeni ekonomik imkânlar doğursa da sosyal politika maliyetlerini artırarak refah devleti için yeni finansal yükleri de beraberinde getirmektedir. Göç politikalarını doğru yönetemeyen birçok Avrupa ülkesinde göçmen karşıtı popülist söylemler ve ırkçı partilere destek artmaktadır. Bu gelişmelerden dersler çıkarılarak göçmenlerin Türkiye’ye uyum sağlayabilmeleri, hem kendilerine hem de Türkiye’ye katkı sunabilmeleri için eğitim ve istihdam politikaları hızla hayata geçirilmelidir. Özellikle Suriyeli çocuklara ve gençlere yönelik, topluma hızla uyum sağlamaları için STK’lar ile ortaklaşa özel programlar geliştirilmelidir. Suriyeliler dışında değişik bölgelerden gelen farklı özellikteki göçmenler için özel uyum politikaları oluşturulmalıdır.

“Özellikle Suriyeli çocuklara ve gençlere yönelik, topluma hızla uyum sağlamaları için STK’lar ile ortaklaşa özel programlar geliştirilmelidir.”

Küresel ısınmayla bağlantılı olarak iklim değişikliği, susuzluk, sel baskınları ile deprem gibi doğal afetler ve salgın hastalıklar, daha çok çevreye dair sorunlar olarak durağan toplum yapısı ve iktisadi kalkınmaya dayanan refah devletlerin karşı ciddi riskler oluşturmaktadır. En son olarak sağlık sistemine önemli bir yük getiren, oluşturduğu belirsizlikten ötürü ekonomik sistemi etkileyen, dolaylı olarak sosyal düzeni bozan ve psikolojik olarak insanları derinden etkileyen Covid-19, sosyal politikaların günümüzde ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Bu çerçevede üretilen tüm politikaların gelecek nesilleri de düşünerek sürdürülebilir olmalıdır.

Yaşlanan toplumun değişen ve çeşitlenen ihtiyaçlarına karşı sosyal politikaların yeniden nasıl tasarlanması gerektiği ve bunların ekonomik olarak sürdürülebilir olup olmadığı öne çıkan önemli konulardır. Başta sağlık sistemi ve bakım olmak üzere yaşlanan toplumun getirdiği risklere karşı çözümler getirilmeli, bu riskler aktif istihdam politikalarıyla fırsata dönüştürülmelidir. Bu çerçevede Türkiye güçlü sağlık sistemi, yetkin sağlık çalışanları, yumuşak iklimi ile Avrupa’nın sağlık ve bakım merkezi haline getirilmelidir.

Popülizm ve kayırmacılık Türkiye’de uzun yıllar refah dağıtım aracı olarak kullanılsa da günümüzde sosyal politikaların sürdürülebilirliğine karşı önemli riskler oluşturmaktadır. Bunların bir an evvel terkedilmesi elzemdir. Kamu kadrolarının oluşturulmasında liyakati sosyal politikalarda toplumun gerçek ve acil ihtiyaçlarını merkeze alan bir anlayış tüm partiler tarafından benimsenmelidir.

Editör Notu: Bu yazı, İLKE Vakfı’nın “Geleceğin Türkiyesi” projesi kapsamında hazırlanan “Geleceğin Türkiyesinde Sosyal Politikalar” adlı raporun, “Sosyal Politikalara Yeni Meydan Okumalar” başlığındaki özet bölümünden alınmıştır. Raporun tamamını buradan okuyabilirsiniz.

0 yorum

Diğer Yazılar