İnsanlığın başlangıcından bu yana kadim bir mesele olan yalnızlık, yeni toplum yapısı ile birlikte ciddi bir probleme dönüştü. Modern hayatın bireyi kutsayan yeni yaşam tarzı, yalnızlığı besleyip büyüttü. Sorun artık yadsınamaz boyutlara ulaşıp yeni ve trajik sonuçlar üretmeye başlayınca çözüm arayışları devlet müdahalesine kadar vardı. Japonya, büyük çoğunluğu yalnızlığa bağlı olarak artan intiharları durdurmak adına Yalnızlık Ofisi kurdu. Biz de bu yazıda yalnızlığı ele alıp “Yalnızlık Ofisi”ni ve alternatif çözüm önerilerini değerlendireceğiz.
Arka Plan
Japonya’da kurulan Yalnızlık Ofisi ilk değildi. Yakın zaman önce İngiltere’de de buna benzer bir adım atılmıştı ve Başbakanlık bünyesinde bir Yalnızlık Ofisi kurulmuştu. Her iki ofis de Türkiye’deki haberlerde bakanlık olarak sunuldu. Böylece daha çarpıcı haberler çıkarılmış oldu fakat bu çarpıcılık, haberlerin tartışılmasının önüne geçti ve etkisini kırdı.
2018 yılında İngiltere’de kurulan Yalnızlık Ofisi, 2016 yılında öldürülen İşçi Partisi Milletvekili Jo Cox’un kurulması için mücadele verdiği bir kurumdu. Dönemin Başbakanı Theresa May, Yalnızlık Ofisi’nin kuruluşu sırasında yaptığı açıklamada şöyle demişti:
“Çok sayıda kişi için yalnızlık, modern yaşamın üzücü bir gerçeği. Yaşlılar, bakıcılar, sevdiklerini kaybetmiş olanlar, konuşacak, tecrübelerini ve düşüncelerini paylaşacak kimsesi olmayanların yalnızlığın üstesinden gelmesi için, toplumumuz, hepimiz için harekete geçilmesi bakımından bu zorlukla mücadele etmek istiyorum. Jo Cox, ülkedeki yalnızlığın ne seviyede olduğunu anlamış ve kendini bu durumdan muzdarip olanlara yardım etmeye adamıştı.” (May, 2018)
Fakat bu ofis yeterince başarılı olamadı. Market Watch’ın Haziran 2020’de yayımladığı “Yalnızlık başkanı atamanın üzerinden geçen iki yılda Birleşik Krallık’ta halk hâlâ yalnız” başlıklı haber, hükümetin yalnızlıkla mücadele konusunda başarısız olduğunu vurguluyordu.
Japonya’daki bakanlığın ne kadar başarılı olabileceğini henüz bilmiyoruz fakat bu konuda Japonya’daki kriz, İngiltere’den çok daha derin. Özellikle Covid-19 Pandemisi sürecinde intihar oranlarının %3.7 oranında artması hükümeti bu kararı almaya itti. İntiharın Japon kültürü içinde doğal bir yer edinmesi de bu artışı tetikliyor. Nikkei Haber Ajansı’nın yayınladığı bir rapora göre, 2020’de Japonya’da 20.919 intihar vakası kaydedildi. Bu kayıtların çoğu kadınlar ve yaşlılardan oluşuyor.
Dijital iletişime alışık olmayan yaşlıların da sosyal bağlantıları pandemi sürecinde büyük ölçüde kesiliyor. Bu sebeple Japonya’da “kodokushi” vakaları hızla artıyor. Kodokushi, yalnız yaşayan insanların evlerinde ölmesi ve bedenlerinin haftalarca hatta bazen aylarca bulunamaması anlamına geliyor. Bu feci durumun isimlendirilmiş olması bile vahameti gözler önüne seriyor.
Elbette yalnızlığın bir problem olarak algılanıp kabul edilmesi için yükselen intihar vakaları yeterli bir veri değil. İntiharın tek nedeni yalnızlık olmadığı gibi, yalnızlığın tek sonucu da intihar değil. Ayrıca intiharın farklı kültürlerdeki tanımı değişkenlik gösterdiği için yalnızlıkla ilgili sağlıklı bir veri sunması mümkün değil. Fakat yine de göz ardı edilmemesi gereken bir olgu olarak karşımızda duruyor.
Yalnızlık Nedir?
Burada daha etkili verilere başvurmak için önce yalnızlığı gerçekten tanımlamamız gerekir. Fakat bu son derece zor bir iştir. Türkçe’de bilinen ilk kullanımı Orhun Yazıtlarına kadar uzanan yalnızlığın içinden hala çıkılamamıştır. Yazarlar, dilin tüm imkanlarını kullanarak yalnızlığa yalın bir tanım bulmaya çalışmışlardır.
Öte yandan bilim de yalnızlıkla ilgili büyük sorular sormuştur. Özellikle psikoloji, sosyoloji ve hukuk alanları yalnızlığı tartışmıştır. Yalnızlığın hukuki bir yaptırım aracı olarak suçların cezalandırılmasında kullanılması bile tek başına kötü bir durum olduğunu gösterebilir. Yalnızlığın çok büyük kalabalıklar içinde bile sürebilmesi, toplumların yalnız bireyler toplamına dönüşmesi ise kavramın psikolojik ve sosyolojik bağlamıyla ilgilidir.
Burada kavramı ele almak için yalnızlığı fiziksel ve duygusal olarak bölmenin şart olduğu açıktır. Bu bölünme tanım konusunda da işimizi kolaylaştıracaktır. Böylece fiziksel yalnızlığı, “bir insanın etrafında başka bir insanın bulunmaması” olarak tanımlayabiliriz. Duygusal yalnızlık için tanım yapmak şairlerin ve psikologların işidir, biz burada sadece şöyle bir tarif verebiliriz: “Kendini yalnız hisseden herkes yalnızdır.”
Fiziksel yalnızlık ve duygusal yalnızlığı tanım olarak ayırsak da yalnızlığın bir bütün olduğunu unutmamak gerekir. Bu ayrım, kavramı parçalayıp dağıtmak için değil, ölçüm ve çözüm için bölmektir.
Japonya Yalnızlık Ofisi Başkanı Sakamoto, “Yalnızlığı nasıl tanımlıyorsunuz?” sorusuna verdiği cevapta bu duruma atıf yapmış:
“Yalnızlık ve izolasyon farklı şeyler ama seçim sürecinde veya seçimi kaybettiğimde ben de çok yalnız hissettim.”
Yalnızlığı Ölçmek
Fiziksel yalnızlığı ölçmek için yeni konut tipleri(tek kişilik daireler), kafe ve restoranlardaki masa kullanımları(yalnız yemek), dijital uygulamalardaki abonelik tipleri(bireysel abonelikler) incelenebilir; sivil toplum kuruluşu üyelikleri, sosyal alanların doluluk oranları gibi istatistikler değerlendirilebilir. Fakat bu alanların tümünü kapsayan somut veriler ne yazık ki henüz mevcut değil.
Yalnızlığı ölçmek açısından yeterli olmasa da somut veriye ulaşabildiğimiz intihar olgusu bağlamında Türkiye’de durum hiç iç açıcı değil, 2018’den beri intihar oranlarının ne yazık ki tekrar yükselişe geçtiği görülüyor.
(Burada üzerimizdeki borcu ödemek adına yazının dışına çıkıp hemen belirtelim; dünyanın her döneminde, her yerinde insan ömrü türlü sıkıntılarla geçti, geçiyor ve geçecek. Hayat direnmektir. Hemen ekleyelim; dünyanın her döneminde, her yerinde insan çeşitli güzelliklerle karşılaştı, karşılaşıyor ve karşılaşacak. Hayat fark etmektir.)
Türkiye’nin Yalnızlığı
Türkiye gibi moderniteyi henüz tam anlamıyla benimsemeyen toplumlarda yalnızlığın aşılması sıkı aile bağları, komşuluk ilişkileri, yaygın cemiyet geleneği ve cemaatler üzerinden sürüyordu. Özellikle dinin bu konuda baskın bir rolü olduğunun altını çizmekte fayda var. Fakat yükselen bireyciliğin, dini birey-tanrı arasında görünmez bir çizgiye hapsetmeye çalışmasının, dinin toplumsal etkilerini zayıflatmaya başladığı da kolayca fark ediliyor.
Yükselen yalnızlığın kırılması için elbette bireyi kutsayan, toplumu yok sayan bir anlayışın yerine insana her anlamda değer veren bir bakışın kurulması şart. Pandemi sürecinde Modern Avrupa’nın toplumu keşfetmesi ve yalnızlıkla bu kadar ciddi bir şekilde yüzleşmesi, Avrupa’nın kendini bu anlamda sorgudan geçirmesini sağlayabilir. Avrupa’daki sorgulamalar, Türkiye’deki modernleşme hareketlerini de etkileyecektir.
“Pandemi sürecinde Modern Avrupa’nın toplumu keşfetmesi ve yalnızlıkla bu kadar ciddi bir şekilde yüzleşmesi, Avrupa’nın kendini bu anlamda sorgudan geçirmesini sağlayabilir.”
Türkiye’de ise özellikle sivil toplum üzerinden yapılacak etkili çalışmalar ve devletin davetkar tutumu yalnızlığı yaşken eğebilir. Toplum yapımızın yalnızlığı kırmaya elverişli olduğu, çeşitli yönlendirmelerle bunun kolayca sağlanabileceği açık. Fakat bireyin nesneleştiği ve toplumsal gerilimlerin hızla yükseldiği bir iklimde bu yalnızlıkların büyümesi doğaldır.
Güven ve Yalnızlık
Türkiye’de yalnızlığı büyüten bir diğer etken de güven problemi. “Babana bile güvenmeyeceksin” sözüyle toplumsal hayatı etkileyen bu bireysel yalnızlaşma süreci, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok”a kadar ulaşıp dış politikada yalnızlaşmaya uzanıyor. İnsanların potansiyel kötü olduğu, güvenin sarsılıp yıkıldığı toplumların yalnızlaşması kaçınılmazdır. Türkiye, artık paranoya boyutuna ulaşan bu güvensizliği kırmak için her anlamda güven inşasına başlamalıdır.
“Türkiye, artık paranoya boyutuna ulaşan bu güvensizliği kırmak için her anlamda güven inşasına başlamalıdır.”
Kötülüğün sesinin gerek medyada gerek toplumda daha çok yer bulması bu güven iklimini iyice sarsıyor. Bu konuda medyaya, özellikle haber bültenleri ve gündüz kuşağı bağlamında büyük rol düşüyor. Birbirini türlü yöntemlerle aldatan azınlığı sürekli toplumun önüne sunarak kötülüğü ve güvensizliği büyütmek yerine birbirine güven veren insanları ekrana almak gerekir.
Mahalle Bağlamı
Öte yandan Türkiye gibi farklı tavırları kimliğinde barındıran toplumlarda mahalle baskısı büyük bir sorun olarak ortaya çıkar. Problemler karşısında müjdeci bir dille düzeltmek yerine öfkeli bir dille düşmanlaştırmayı tercih eden bu baskı da insanları toplumdan soyutlayan ve yalnızlaştıran bir başka etken. Komşuluk ve akrabalık ilişkilerindeki en büyük sarsılmanın bir çeşit mahalle baskısından kaçış olduğu açık.
Mahalle baskısından kaçma çabası, mahalleden kaçma sonucuna varıyor. Bireyselleşmeyle birlikte insanların ideolojik olarak da bir aidiyet benimsemekte zorlandığı gözleniyor. Bu da mahallesiz, neşesiz, renksiz kentlere yol açıyor.
Sanal Ka(la)balık
Kamusal alanlarda içe dönerek yalnızlaşmanın acısı ise sosyal medya uygulamalarında çıkartılıyor. Özellikle Instagram, Youtube gibi platformlarda içerik üretenin takipçisiyle arasında büyük bir “sanal samimiyet” kuruluyor. İçerik üreticilerinin çok daha içten davrandığı ve son derece dostane durduğu bu alanlar gerçeklikle çelişiyor. Instagram paylaşımında takipçilerine büyük sevgi sözcükleriyle neşe saçan birçok kullanıcı, toplu taşıma aracı kullanırken adeta bir duvara dönüşüyor. Takipçiler içinse samimi iletişimdeki edilgen ve pasif konum, yalnızlık hissini iyice büyütüyor.
Twitter özelinde ise özellikle anonim hesaplar öne çıkıyor. Bu hesapların iletişim şekli ise genellikle “zorlama samimiyet” taşımıyor. Fakat burada ise “anonim samimiyet” göze çarpıyor. Anonim samimiyetin yalnızlığı tam olarak nasıl etkilediğini kestirmek güç fakat gerçek hayatta kurulamayan samimiyetlerin sanal alanda sağlanmaya çalışıldığını bu örnekte de söyleyebiliriz.
Yalnızlıkla doğrudan ilgili olan kısım ise arkadaşlık uygulamaları. Bu uygulamaların kullanımındaki hızlı artışın yalnızlık hissiyle doğrudan ilişkili olduğu aşikar. Fakat bu uygulamaların kullanımındaki motivasyonlar yeterince homojen değil. Bu da detaylı çıkarımlar yapmayı zorlaştırıyor.
Sonuç Yerine
Kadim bir mesele olan yalnızlığın modern bir problem olarak hızla büyüdüğünü tecrübe ediyorduk. Covid-19 Pandemisi ile bu yalnızlık, henüz ne kadar büyük olduğunu bile ölçemediğimiz bir ivme kazandı. Bu ivmenin acilen kırılması büyük önem taşıyor.
Yalnızlığın, eğer durdurulamazsa şahsi boyutunun ötesinde büyük toplumsal krizlere de yol açacağını görmek zor değil. Bunun durdurulması için de topluma, sivil toplum kuruluşlarına, devlete, düşünce-kültür insanlarına büyük görev düşüyor.
Toplumun daha davetkâr olması, birbirinin yarasını sarması ve insani ilişkilerini geliştirmesi şart. Yalnızlığı kaçınılmaz bir sorun olarak görmek yerine korkunç bir tehlike olarak görüp önlem alması, sosyal izolasyona kapılmaması gerekiyor. Pandemi sürecinde edindiği alışkanlıkları benimsememesi, Covid-19 virüsünden kurtulurken yalnızlık virüsünden de kurtulması, toplumun yaşamını sürdürebilmesi için hayati önem yaşıyor.
Sivil toplum kuruluşlarının etkili sosyal imkanlarla toplumun hayata katılımını artırması, geniş kitleleri sosyal hayata çekecek faaliyetler hazırlaması yalnızlığın kırılma sürecini büyük ölçüde hızlandırabilir. Öte yandan toplumsal güvenin yeniden inşası için en etkili çalışmaları yine sivil toplum yapacaktır.
Devletin bu alanda doğrudan aktör olmadan, yalnızlıkla mücadele eden kurumlara ve kişilere destek olması ve toplumsal güvenin inşasına odaklanması elzemdir. Öte yandan bu konuda en az rolün devlete düştüğünü de vurgulamak gerekir. Pandemi sürecinde dünyanın birçok bölgesinde sınırlarını iyice aşan devlet mekanizmasının bir an önce kendi sınırlarına çekilmesi ve sosyal hayata daha az müdahale etmesi, bu alanda sivil toplumun önünü açan bir yardımcı oyuncudan öteye geçmemesi şarttır. Aksi takdirde pandemi sürecini atlatmak için devlete tanınan fazla rol, pandemi bittikten sonra da sürer ve kalıcı bir hal alır.
En büyük görev ise düşünce ve kültür sahasına düşmektedir. Bireyi kutsayan modern anlayışın insanı yalnızlığa mahkum ettiği barizken yeni yaklaşımları derli toplu ve sağlam bir biçimde ortaya koyarak soruna esaslı çözümler sunmak bu sahanın bir borcudur.
Japonca kaynak taraması yaparak araştırmaya büyük destek sağlayan
Emine Sevde Karali’ye sonsuz teşekkür ederim.
Kaynaklar
- Fusé, T. (1980). Suicideandculture in Japan: A study of seppuku as an institutionalized form of suicide. Socialpsychiatry, 15(2), 57-63.
- https://www.nisanyansozluk.com/?k=yaln%C4%B1z&view=annotated
- https://www.timeout.com/tokyo/news/japan-now-has-a-minister-of-loneliness-to-tackle-mental-health-issues-022521
- https://www.asahi.com/articles/ASP2J3J2BP2JUTFK002.html
- https://www.nikkei.com/article/DGXZQODE192HY0Z10C21A2000000/
- https://www.nikkei.com/article/DGXZQODG05BX30V00C21A1000000/
- https://www.thestar.com.my/lifestyle/living/2020/07/31/covid-19-outbreak-causes-growing-concern-for-millions-of-elderly-folk-who-live-alone
- https://www.japantimes.co.jp/life/2011/06/26/general/inside-japans-suicide-forest/
- https://www.kantei.go.jp/jp/99_suga/actions/202102/25forum.html
- https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42713261https://tr.euronews.com/2018/01/18/ingiltere-de-yaln-zl-k-bakanl-g-kuruldu[R1]